
Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF), 8 Ekim’de yayımladığı 2026 Yaşayan Gezegen Raporu’nda, küresel biyoçeşitlilik kaybının ulaştığı boyutu ve doğayı yeniden canlandırabilecek yöntemleri ortaya koydu.
Raporda, 1970-2022 döneminde 5 bin 790 omurgalı türüne ait 35 bin 803 popülasyonun izlenen büyüklüklerinde ortalama yüzde 73 düşüş kaydedildi.
Raporda öne çıkan sonuç ise doğa kaybının kaçınılmaz olmadığı.
Yıllar boyunca sürdürülen koruma programları, avlanma kotaları ve yaşam alanlarını koruma önlemleri bazı türlerin yeniden çoğalmasını sağladı.
WWF, benzer bir dönüşümün gıda üretimi ve finans sistemlerinde de gerçekleştirilmesi gerektiğini vurguluyor.KAPLANLAR GERİ DÖNDÜDoğanın toparlanabildiğini gösteren örneklerin başında yabani kaplanlar geliyor.
WWF verilerine göre 2010’da yaklaşık 3 bin 200 olan yabani kaplan sayısı, koruma çalışmalarının ardından 2026’da yaklaşık 5 bin 700’e yükseldi.
Bu artış, türün yaşam alanlarının korunması ve kaçak avcılıkla mücadele gibi önlemlerin sonuç verebildiğini gösteriyor.
Yeşil deniz kaplumbağalarında da önemli bir gelişme yaşandı.
Tür, 2025’te Uluslararası Doğa Koruma Birliğinin (IUCN) Kırmızı Listesi’nde “tehlikede” kategorisinden “en az endişe” kategorisine alındı.
Yaklaşık 80 ülkede yarım yüzyıl boyunca yürütülen çalışmalar; yuvalama alanlarının korunması, yumurtaların güvence altına alınması, ışıklandırmanın düzenlenmesi ve balıkçılık ağlarına takılmaların azaltılmasını içeriyordu.
WWF’ye göre bu örnekler, uzun vadeli ve hedefe yönelik çalışmaların sonuç verdiğini gösteriyor.
Ancak tek tek türleri korumak, doğa üzerindeki küresel baskıyı ortadan kaldırmaya yetmiyor.EN BÜYÜK BASKI GIDA ÜRETİMİNDEN GELİYORRaporda biyoçeşitlilik kaybının en önemli nedenleri arasında tarım alanlarının genişlemesi ve doğal yaşam alanlarının tarımsal üretim için dönüştürülmesi gösteriliyor.
Ormanların, sulak alanların ve doğal otlakların tarım arazilerine çevrilmesi, çok sayıda türün yaşam alanını ortadan kaldırıyor.
WWF’nin değerlendirmesine göre gıda üretimi ve tüketimi, doğa kaybının en büyük itici gücü.
Tarımsal üretim aynı zamanda sera gazı emisyonlarına, su kaynakları üzerindeki baskıya ve toprak bozulmasına katkıda bulunuyor.
Örneğin Güney Amerika’da daha önce doğal yaşam alanı olan bölgelerde yetiştirilen soya, başka ülkelerdeki hayvancılık sektörünün yem ihtiyacını karşılamak için kullanılıyor.
Bu zincir, bir ülkedeki gıda talebinin binlerce kilometre uzaktaki ormanlar ve doğal ekosistemler üzerinde baskı oluşturmasına yol açabiliyor.ÇÖZÜM DAHA AZ GIDA İSRAFIWWF, doğa kaybını durdurmak için gıdanın üretiminden tüketimine kadar uzanan sistemin yeniden düzenlenmesini istiyor.
Raporda öne çıkan adımlar arasında doğal yaşam alanlarını koruyan tarım yöntemlerinin yaygınlaştırılması, daha sürdürülebilir beslenme biçimlerinin desteklenmesi ve gıda israfının azaltılması bulunuyor.
Doğa dostu tarım uygulamalarıyla toprak sağlığının korunması, su kaynaklarının daha verimli kullanılması ve tarımsal üretimin doğal ekosistemlerle uyumlu hale getirilmesi hedefleniyor.
Üretimdeki kayıpların azaltılması ve tüketilebilir gıdaların çöpe gitmesinin önlenmesi de aynı miktarda üretim için daha fazla arazi açılması ihtiyacını azaltabilir.

