
1913’TEN 400 YIL İLERİYE GİTTİTakvimler 1913’ü gösteriyordu.
Osmanlı Devleti Balkan Savaşları’nın ağır siyasi ve toplumsal sarsıntısını yaşıyordu.
Molla Davutzade Mustafa Nazım Erzurumi ise içinde bulunduğu dönemin karanlığına bakmak yerine yüzünü geleceğe çevirdi. “Rüyada Terakki ve Medeniyet-i İslamiyeyi Rüyet” adlı eserinde anlatıcısını bir rüya aracılığıyla yaklaşık 400 yıl sonrasının İstanbul’una götürdü.
Ortaya çıkan şehir, dönemin İstanbul’undan bütünüyle farklıydı: Milyonlarca insanın yaşadığı, geniş bulvarların açıldığı, fabrikaların yükseldiği, ulaşım ağlarıyla örülmüş dev bir metropol.
Eser, bugün Türk edebiyatının en erken ütopya örnekleri arasında değerlendiriliyor.BOĞAZ’DA ÜÇ KATLI DEV KÖPRÜKitabın en şaşırtıcı bölümlerinden biri Boğaz geçişi.
Erzurumi, Salacak civarından bakıldığında karşısına çıkan üç katlı dev bir köprüyü ayrıntılarıyla anlatıyor.
Köprünün en üst bölümünde insanlar yürürken alt katlarında trenler, otomobiller ve diğer ulaşım araçları ilerliyor.
Yazarın bunu kaleme aldığı tarihte İstanbul’da Boğaz’ın iki yakasını karayoluyla birbirine bağlayan herhangi bir köprü bulunmuyordu.
İlk Boğaz Köprüsü ancak 1973’te açılacaktı.
Bu nedenle 1913 tarihli üç katlı köprü tasviri eserin bugün en fazla dikkat çeken bölümlerinden biri.YERALTINDA VE DENİZİN ÜSTÜNDE TRENLERErzurumi’nin geleceğin İstanbul’unda yalnızca köprüler yok.
Şehir, farklı ulaşım sistemleriyle birbirine bağlanıyor.
Yeraltından hareket eden trenler, deniz üzerinden ilerleyen raylı sistemler, geniş yollar ve yeni ulaşım araçları metropolün günlük hayatının parçası haline gelmiş durumda.
İstanbul’un büyük bir ulaşım ağıyla örüldüğü bu tasvir, günümüzde metro, Marmaray ve raylı sistemlerle yaşayan kentin görüntüsünü ister istemez akla getiriyor.
Ancak eseri bir “kehanet”ten çok, 20. yüzyıl başındaki teknolojik gelişmelerden hareketle kurulmuş iddialı bir gelecek ütopyası olarak okumak gerekiyor.GÖKDELENLER, FABRİKALAR VE 10 MİLYONLUK MEGAKENTGeleceğin İstanbul’unda geleneksel şehir silueti de bütünüyle değişiyor.
Erzurumi, çok yüksek binalardan, katların önünden geçen geniş balkon benzeri yollardan, dev fabrikalardan, rıhtımlardan ve geniş bulvarlardan söz ediyor.
Kitabın modern baskılarının tanıtımında bu İstanbul’un nüfusunun 10 milyona ulaştığı belirtiliyor.
Yazarın zihnindeki kent artık yalnızca bir imparatorluk başkenti değil; üretimin, teknolojinin ve ticaretin merkezine dönüşmüş dev bir metropol.
İstanbul’un günümüzde 15 milyonu aşan nüfusu düşünüldüğünde, kitabın en dikkat çekici ayrıntılarından biri de bu nüfus ölçeği oluyor.
HER ŞEYİ GÖREN” DEV AYNALAREserde bugünün gözünden en gizemli ayrıntılardan biri ise şehri gözetleyen dev aynalar.
Erzurumi geleceğin İstanbul’unda çevrede olup bitenleri izlemeye yarayan büyük “aynalar” tasvir ediyor.
Kitabın tanıtımlarında bunlardan “her şeyi gözetleyen dev aynalar” şeklinde söz ediliyor.
Bunu doğrudan bugünkü güvenlik kameraları ya da ekran teknolojileriyle aynı şey olarak görmek mümkün değil; ancak uzaktaki görüntünün izlenebilmesi fikrinin 1913’te bir gelecek teknolojisi olarak kurgulanması dikkat çekici.
Üstelik Erzurumi’nin dünyasında teknoloji bununla sınırlı değil: yapay dağlar, büyük bahçeler, gelişmiş fabrikalar ve sürekli üretmeye çalışan bir toplum da bu geleceğin parçaları.

