BIST 100
11.430,14 -2,49%
DOLAR
49,5519 0,06%
EURO
55,5986 -0,19%
GRAM ALTIN
6.599,29 -0,51%
BITCOIN
81.900,00 1,27%
FAİZ
39,58 0,15%
GÜMÜŞ GRAM
91,01 0,27%
GBP/TRY
65,9693 -0,21%
EUR/USD
1,1212 -0,24%
BRENT PETROL
107,02 -0,56%
ÇEYREK ALTIN
10.789,83 -0,51%
İstanbul Parçalı Bulutlu
İstanbul hava durumu
20 °
  • ANASAYFA
  • GÜNDEM
  • Bakü–Tiflis–Ceyhan: Petrolün ötesinde bir jeopolitik kader ortaklığı

Bakü–Tiflis–Ceyhan: Petrolün ötesinde bir jeopolitik kader ortaklığı

Tarihte bazı anlaşmalar vardır ki imzalandıkları gün ekonomik bir iş birliğinin başlangıcı olarak görülür; ancak yıllar geçtikçe devletlerin kaderini, bölgelerin jeopolitik konumunu ve uluslararası güç dengelerini değiştirdikleri anlaşılır.Bakü–Tiflis–Ceyhan (BTC) Ana İhraç Ham Petrol Boru Hattı…

baku-tiflis-ceyhan-petrolun-otesinde-bir-jeopolitik-kader-ortakligi.jpg

Tarihte bazı anlaşmalar vardır ki imzalandıkları gün ekonomik bir iş birliğinin başlangıcı olarak görülür; ancak yıllar geçtikçe devletlerin kaderini, bölgelerin jeopolitik konumunu ve uluslararası güç dengelerini değiştirdikleri anlaşılır.Bakü–Tiflis–Ceyhan (BTC) Ana İhraç Ham Petrol Boru Hattı Projesi de böylesine tarihî bir dönüm noktasıdır.19 Ekim 2000 tarihinde imzalanan Ev Sahibi Hükümet Anlaşması’nın üzerinden 26 yıl geçti.

Bugün geriye dönüp baktığımızda, bu projenin yalnızca Hazar petrollerini Akdeniz’e ulaştıran bir enerji yatırımı olmadığını çok daha iyi görüyoruz.BTC, Azerbaycan’ın ekonomik bağımsızlığını güçlendiren, Türkiye’nin enerji jeopolitiğindeki konumunu yükselten, Gürcistan’ı uluslararası enerji taşımacılığının önemli bir halkasına dönüştüren ve Güney Kafkasya’da yeni bir stratejik denge oluşturan tarihî bir projedir.Ancak BTC’nin belki de en önemli özelliği, Türkiye ile Azerbaycan arasındaki tarihî kardeşliğin nasıl somut millî çıkarlara, kurumsal iş birliğine ve uzun vadeli bir stratejik müttefikliğe dönüşebileceğini göstermesidir.Çünkü uluslararası ilişkilerde yalnızca ortak geçmişe sahip olmak yeterli değildir.

Önemli olan, ortak geçmişin sağladığı güveni, ortak geleceği inşa edecek stratejik iradeye dönüştürebilmektir.Haydar Aliyev’in stratejik öngörüsü: Petrol değil, bağımsızlık siyasetiSovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından bağımsızlığına yeniden kavuşan Azerbaycan, son derece ağır şartlarla karşı karşıyaydı.Ermenistan’ın Azerbaycan topraklarını işgali, ekonomik darboğaz, siyasi istikrarsızlık ve bölgesel güçlerin rekabeti, yeni bağımsız devletin hareket alanını daraltıyordu.Böylesine karmaşık bir dönemde Haydar Aliyev, enerji kaynaklarını yalnızca ekonomik kalkınmanın değil, devlet egemenliğinin ve bağımsız dış politikanın da temel araçlarından biri olarak değerlendirdi.1994 yılında imzalanan ve tarihe Asrın Anlaşması olarak geçen petrol sözleşmesi, bu stratejik yaklaşımın ilk büyük adımıydı.Ancak petrolün çıkarılması kadar önemli olan başka bir mesele vardı: Bu petrol hangi güzergâhtan, hangi siyasi şartlar altında ve hangi uluslararası ortaklıklarla dünya pazarlarına ulaştırılacaktı?İşte BTC’nin gerçek jeopolitik anlamı burada ortaya çıkmaktadır.Haydar Aliyev, Azerbaycan’ın enerji ihracatının tek bir güzergâha veya tek bir bölgesel gücün kontrolüne bağımlı kalmasının, ülkenin siyasi bağımsızlığını sınırlandırabileceğinin farkındaydı.Bu nedenle Bakü’den başlayarak Gürcistan üzerinden Türkiye’nin Ceyhan Limanı’na ulaşacak boru hattı, yalnızca ekonomik bir tercih değil, bağımsız dış politika iradesinin somut ifadesiydi.1999 İstanbul Zirvesi’nde imzalanan hükümetlerarası anlaşma, projenin siyasi temelini oluşturdu.

19 Ekim 2000 tarihli anlaşma ise bu büyük stratejik vizyonun hayata geçirilmesinde önemli bir aşamayı temsil etti.Haydar Aliyev’in devlet adamlığının büyüklüğü de burada kendisini göstermektedir.O, Azerbaycan’ın sahip olduğu petrolü yalnızca ekonomik bir kaynak olarak değil, bağımsızlığın korunmasına hizmet edecek jeopolitik bir imkân olarak değerlendirdi.Bugün Azerbaycan’ın uluslararası sistemde kazandığı hareket kabiliyetinin temellerinden biri, o yıllarda atılan bu stratejik adımlardır.Rusya, İran ve Batı arasında yeni bir jeopolitik dengeBTC’nin ortaya çıktığı dönemi anlamak için Sovyetler Birliği sonrasındaki Hazar Havzası’na bakmak gerekir.Rusya, tarihsel nüfuzunu ve enerji taşımacılığındaki merkezi konumunu korumak istiyordu.

İran, coğrafi avantajları nedeniyle alternatif enerji güzergâhları bakımından önemli bir aktördü.

Amerika Birleşik Devletleri ise Hazar enerji kaynaklarının dünya pazarlarına farklı güzergâhlarla ulaştırılmasını destekliyordu.Türkiye ve Azerbaycan’ın stratejik çıkarları, bu küresel rekabet ortamında önemli ölçüde örtüşüyordu.Azerbaycan, enerji ihracatında bağımsız hareket edebileceği alternatif bir güzergâh arıyordu.Türkiye ise Hazar Havzası ile Akdeniz arasında enerji bağlantısı kurarak bölgesel ve küresel jeopolitik ağırlığını artırmak istiyordu.Bu iki millî çıkarın kesişmesi, BTC’yi mümkün kılan temel unsurlardan biriydi.Dolayısıyla BTC’yi yalnızca Rusya’ya veya İran’a karşı geliştirilmiş bir proje olarak değerlendirmek eksik olur.Projenin asıl stratejik değeri, Azerbaycan’a ihracat güzergâhlarını çeşitlendirme, Türkiye’ye ise uluslararası enerji taşımacılığında daha güçlü bir konum kazanma imkânı sağlamasıdır.Bu noktada önemli bir reelpolitik ilke karşımıza çıkmaktadır:Bir devletin bağımsızlığı yalnızca sahip olduğu kaynaklarla değil, o kaynakları hangi şartlarda ve hangi güzergâhlardan dünya piyasalarına ulaştırabildiğiyle de ölçülür.BTC, Azerbaycan’ın bu alandaki stratejik hareket kabiliyetini genişletmiştir.Türkiye–Azerbaycan ilişkileri: Kardeşliğin ötesinde reelpolitik bir zorunlulukTürkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkiler söz konusu olduğunda çoğu zaman ortak tarihimizden, dilimizden, kültürümüzden ve kardeşliğimizden bahsediyoruz.Elbette bu bağlar son derece kıymetlidir.İki halk arasındaki tarihî ve manevi yakınlık, uluslararası ilişkilerde her devletin sahip olamayacağı güçlü bir toplumsal sermayedir.Ancak kanaatimce Türkiye–Azerbaycan ilişkilerini yalnızca hissî kardeşlik üzerinden değerlendirmek, bu ilişkinin gerçek stratejik derinliğini yeterince anlamamak demektir.Çünkü devletler arasındaki kalıcı ortaklıklar yalnızca duygularla değil; millî çıkarların örtüşmesi, ortak güvenlik ihtiyaçları, ekonomik tamamlayıcılık ve uzun vadeli devlet politikalarıyla güçlenir.Türkiye ile Azerbaycan’ın kardeşliği tarihî ve toplumsal bir gerçektir; stratejik müttefikliği ise bu kardeşliğin ortak millî çıkarlar ve devlet aklıyla jeopolitik güce dönüştürülmesidir.BTC, bu gerçeğin en somut örneğidir.Azerbaycan açısından Türkiye üzerinden Akdeniz’e ulaşmak, enerji ihracatını çeşitlendirmek ve uluslararası piyasalara güvenilir bir bağlantı kurmak anlamına geliyordu.Türkiye açısından ise Azerbaycan’ın enerji kaynakları, enerji arz çeşitliliğinin güçlendirilmesi, Güney Kafkasya’daki stratejik etkinliğin artırılması ve Türk dünyasıyla ekonomik bağların geliştirilmesi bakımından önemliydi.Burada tek taraflı bir bağımlılıktan değil, iki devletin birbirini tamamlayan stratejik ihtiyaçlarından söz ediyoruz.Üstelik bu tamamlayıcılık yalnızca enerji alanıyla sınırlı değildir.Türkiye’nin NATO üyeliği, savunma sanayii kapasitesi, uluslararası diplomatik ağı ve jeostratejik konumu; Azerbaycan’ın Hazar Havzası’ndaki yeri, enerji kaynakları, Orta Asya’yla bağlantıları ve Güney Kafkasya’daki ağırlığıyla birleştiğinde, her iki devletin tek başına sahip olduğundan daha geniş bir stratejik etki alanı ortaya çıkmaktadır.Bu nedenle Türkiye–Azerbaycan ilişkileri, yalnızca iki ülkenin ikili ilişkileri çerçevesinde değil, Avrasya jeopolitiğinin değişen güç dengeleri içerisinde değerlendirilmelidir.İki kardeş devlet, iki egemen dış politikaBurada özellikle altını çizmek istediğim bir başka husus bulunmaktadır.Türkiye ve Azerbaycan, ortak millî ve kültürel bağları paylaşmakla birlikte uluslararası hukuk bakımından iki ayrı, bağımsız ve egemen devlettir.Her iki devletin coğrafi konumu, komşuluk ilişkileri, güvenlik öncelikleri ve diplomatik sorumlulukları farklıdır.Türkiye’nin Karadeniz, Akdeniz, Orta Doğu ve NATO çerçevesindeki güvenlik öncelikleri ile Azerbaycan’ın Hazar Havzası, Rusya, İran ve Orta Asya eksenindeki stratejik hassasiyetleri her zaman aynı diplomatik araçların kullanılmasını gerektirmeyebilir.Bu durum, iki ülke arasındaki kardeşliğin veya stratejik müttefikliğin zayıflığı anlamına gelmez.Tam tersine, gerçek stratejik müttefiklik, iki egemen devletin farklılıklarını karşılıklı anlayışla yönetebilmesini gerektirir.Müttefiklik, her uluslararası meselede aynı cümleleri kurmak değil, farklı öncelikler karşısında ortak stratejik çıkarları koruyabilme yeteneğidir.Dolayısıyla Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ilişkileri dönemsel siyasi tartışmaların, sosyal medya polemiklerinin veya münferit diplomatik görüş ayrılıklarının dar çerçevesine hapsetmek ciddi bir analiz hatasıdır.Devletler arasındaki ilişkilerin gücü, hiçbir zaman görüş ayrılığı yaşanmamasıyla değil, ortaya çıkan farklılıkların kurumsal ve diplomatik mekanizmalarla yönetilebilmesiyle ölçülür.Kaldı ki Türkiye–Azerbaycan ilişkileri artık yalnızca siyasi liderlerin kişisel yakınlığına veya iki toplumun birbirine duyduğu sevgiye dayanan bir ilişki değildir.Enerji hatları, savunma iş birliği, ticaret, yatırımlar, ulaştırma ağları ve Şuşa Beyannamesi gibi kurumsal düzenlemeler, bu ortaklığı uzun vadeli bir stratejik yapıya dönüştürmüştür.Kardeşliğimizin duygusal derinliği ne kadar önemliyse, müttefikliğimizin kurumsal dayanıklılığı da o kadar önemlidir.Bu nedenle Türkiye ile Azerbaycan arasındaki herhangi bir görüş ayrılığını iki devletin stratejik kopuşu gibi sunmak, uluslararası ilişkilerin temel gerçeklerini göz ardı etmek anlamına gelir.BTC’den TANAP’a: Ekonomik karşılıklı bağımlılığın stratejik değeri2006 yılında faaliyete geçen yaklaşık 1.768 kilometrelik BTC Boru Hattı, Hazar petrollerini Akdeniz’e ulaştırarak Türkiye’nin uluslararası enerji taşımacılığındaki rolünü güçlendirdi.Ancak projenin en önemli sonuçlarından biri, Türkiye ile Azerbaycan arasında daha sonraki yıllarda gerçekleştirilecek büyük enerji yatırımlarına siyasi güven ve kurumsal tecrübe kazandırmasıydı.Bakü–Tiflis–Erzurum Doğal Gaz Boru Hattı, TANAP ve Güney Gaz Koridoru, iki ülkenin enerji iş birliğini yeni boyutlara taşıdı.Özellikle TANAP, Azerbaycan doğal gazının Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaştırılmasını sağlayarak Türkiye–Azerbaycan ortaklığını Avrupa enerji güvenliği açısından da önemli hâle getirdi.Rusya–Ukrayna savaşı sonrasında Avrupa’nın enerji kaynaklarını çeşitlendirme arayışları, bu altyapının stratejik değerini daha görünür kıldı.Burada dikkat edilmesi gereken husus, enerji projelerinin yalnızca ticari kazanç üretmediğidir.Bu projeler aynı zamanda devletler arasında karşılıklı ekonomik bağımlılık oluşturur, uzun vadeli iş birliğini teşvik eder ve siyasi ilişkilerin istikrarını destekleyen maddi çıkarlar meydana getirir.Türkiye ile Azerbaycan arasındaki enerji ortaklığının değeri de burada ortaya çıkmaktadır.İki devlet, ortak yatırımlarla birbirlerinin ekonomik ve stratejik güvenliğine katkıda bulunmaktadır.Bu karşılıklı bağımlılık, devletlerin egemenliğini ortadan kaldıran değil, doğru yönetildiğinde uluslararası sistemdeki hareket kabiliyetlerini güçlendiren bir unsur hâline gelmektedir.Karabağ Zaferi ve değişen Güney Kafkasya jeopolitiğiBTC’nin inşa edildiği yıllarda Azerbaycan topraklarının önemli bir bölümü Ermenistan’ın işgali altındaydı.Buna rağmen Azerbaycan, uluslararası enerji projelerini hayata geçirerek ekonomik kapasitesini artırmayı ve devlet kurumlarını güçlendirmeyi başardı.2020 Karabağ Zaferi ve 2023 yılında Azerbaycan’ın Karabağ’ın tamamında egemenliğini yeniden tesis etmesi, Güney Kafkasya’nın jeopolitik görünümünü köklü biçimde değiştirdi.Elbette askerî zaferin nedenlerini yalnızca enerji gelirleriyle açıklamak mümkün değildir.Ancak ekonomik bağımsızlığın, savunma kapasitesinin geliştirilmesinde ve bağımsız dış politika yürütülmesinde önemli bir rol oynadığı açıktır.Haydar Aliyev’in enerji diplomasisiyle güçlenen ekonomik altyapı, İlham Aliyev döneminde Azerbaycan’ın devlet kapasitesinin geliştirilmesine katkıda bulunan önemli unsurlardan biri olmuştur.Türkiye’nin Azerbaycan’a verdiği siyasi ve diplomatik destek ile iki ülke arasında gelişen askerî iş birliği de bu süreçte stratejik müttefikliğin önemini göstermiştir.2021 yılında imzalanan Şuşa Beyannamesi, iki devlet arasındaki ilişkilerin savunma ve güvenlik boyutunda ulaştığı yeni aşamayı ortaya koymuştur.Bu tarihsel süreçte önemli bir devamlılık bulunmaktadır.Haydar Aliyev’in enerji diplomasisiyle güçlendirdiği Türkiye–Azerbaycan ortaklığı, İlham Aliyev ve Recep Tayyip Erdoğan döneminde çok boyutlu bir stratejik müttefikliğe dönüşmüştür.BTC ile kurumsallaşan ekonomik iş birliği, Şuşa Beyannamesi ile daha kapsamlı bir güvenlik ve dış politika koordinasyonu çerçevesine kavuşmuştur.Hazar’dan Zengezur’a: Türk dünyasının jeoekonomik geleceğiBTC’nin ortaya koyduğu en önemli gerçeklerden biri, coğrafyanın siyasi irade ve ekonomik iş birliğiyle yeni stratejik imkânlara dönüştürülebileceğidir.Bugün Hazar Havzası’ndan Güney Kafkasya’ya, oradan Türkiye ve Avrupa’ya uzanan enerji ve ulaştırma ağları, bu anlayışın ürünüdür.Orta Koridor’un geliştirilmesi, Hazar geçişli taşımacılığın güçlendirilmesi ve Azerbaycan’ın ana topraklarıyla Nahçıvan arasında yeni ulaştırma bağlantılarının oluşturulması, bölgenin geleceği açısından büyük önem taşımaktadır.BTC ile bu projelerin teknik ve hukuki nitelikleri farklıdır.

Ancak hepsi daha geniş bir stratejik hedefe hizmet etmektedir: Hazar Havzası ile Türkiye arasındaki bağlantıların çeşitlendirilmesi ve bölgesel ekonomik bütünleşmenin güçlendirilmesi.Burada Türk dünyasının geleceği açısından da önemli bir ders bulunmaktadır.Ortak tarih, dil ve kültür, Türk devletleri arasında güçlü bir aidiyet duygusu oluşturur.Ancak bu aidiyetin kalıcı ekonomik ve siyasi sonuçlar doğurabilmesi için ulaştırma altyapısına, enerji projelerine, ticaret hacmine, yatırımlara ve kurumsal iş birliğine dönüşmesi gerekir.Türk dünyasının geleceğini yalnızca ortak kimlik bilinci değil, bu bilinci somut stratejik kapasiteye dönüştürebilen devlet politikaları belirleyecektir.BTC, bu bakımdan yalnızca Türkiye ile Azerbaycan’ın değil, Türk dünyasının ekonomik bütünleşmesi açısından da tarihî bir tecrübedir.Yeni dönemin sınavı: Jeopolitik kazanımları korumakBugün dünya, enerji güvenliğinin yeniden tanımlandığı bir dönemden geçmektedir.Rusya–Ukrayna savaşı, Orta Doğu’daki çatışmalar, enerji nakil güzergâhlarına yönelik tehditler ve büyük güçler arasındaki rekabet, enerji altyapısının yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda millî güvenlik meselesi olduğunu göstermiştir.Bu şartlarda Türkiye ve Azerbaycan’ın önünde yeni sorumluluklar bulunmaktadır.Mevcut enerji hatlarının güvenliğinin sağlanması, yenilenebilir enerji alanında iş birliğinin geliştirilmesi, elektrik iletim bağlantılarının güçlendirilmesi, ulaştırma koridorlarının çeşitlendirilmesi ve kritik altyapının korunması, geleceğin stratejik gündemini oluşturacaktır.Ancak kanaatimce bunlardan daha önemli bir mesele vardır.Türkiye ile Azerbaycan’ın, uluslararası sistemde yaşanan değişimleri doğru okuyarak stratejik müttefikliklerini günlük siyasi tartışmaların üzerinde tutmaları gerekmektedir.Çünkü iki devletin ortaklığı, yalnızca mevcut siyasi şartların ortaya çıkardığı bir tercih değildir.Bu ortaklık, değişen Avrasya jeopolitiğinde her iki devletin millî çıkarlarını güçlendiren uzun vadeli bir stratejik gerekliliktir.Bu gerekliliğin korunması ise karşılıklı egemenlik haklarına saygı gösterilmesini, diplomatik hassasiyetlerin gözetilmesini ve ortak çıkarların kurumsal mekanizmalarla yönetilmesini zorunlu kılmaktadır.Türkiye ile Azerbaycan’ın gelecekteki başarısı, birbirlerinin her dış politika kararını sorgusuz sualsiz desteklemelerinde değil; farklılıklarını yönetirken ortak stratejik hedeflerinden uzaklaşmamalarında yatmaktadır.Sonuç: Kardeşlik gönüllerde doğar, stratejik müttefiklik devlet aklıyla yaşarBakü–Tiflis–Ceyhan Projesi kapsamında 26 yıl önce atılan tarihî imzalar, bugün bizlere yalnızca büyük bir enerji yatırımının başarı hikâyesini anlatmıyor.Bu imzalar, doğru stratejik kararların devletlerin kaderini nasıl değiştirebildiğini de gösteriyor.Haydar Aliyev’in büyük öngörüsüyle temelleri atılan enerji diplomasisi, Azerbaycan’ın bağımsızlığının ekonomik dayanaklarını güçlendirmiş, Türkiye’nin bölgesel konumunu tahkim etmiş ve Güney Kafkasya’da yeni bir jeopolitik gerçeklik oluşturmuştur.Bugün Cumhurbaşkanları İlham Aliyev ve Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde gelişen Türkiye–Azerbaycan stratejik müttefikliği, bu tarihsel temelin üzerinde yükselmektedir.Bu ilişkinin gücünü yalnızca kardeşlik söylemiyle açıklamak da yalnızca ekonomik çıkarlara indirgemek de doğru değildir.Çünkü Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ortaklığın gerçek değeri, tarihî ve toplumsal bağlarla reelpolitik çıkarların birbirini tamamlamasında yatmaktadır.Türkiye ile Azerbaycan’ı birbirine bağlayan yalnızca ortak geçmişin hatıraları değil, ortak geleceğin stratejik zorunluluklarıdır.Kardeşliğimiz gönüllerde doğmuş, devlet aklıyla kurumsallaşmış, ortak millî çıkarlarla güçlenmiş ve bugün Avrasya jeopolitiğinin önemli unsurlarından birine dönüşmüştür.Bu nedenle BTC’nin 26 yıllık tarihî mirasını değerlendirirken üzerinde durmamız gereken asıl gerçek şudur:Duygusal yakınlık milletleri birbirine bağlar; ortak çıkarlar devletleri müttefik kılar; güçlü devlet aklı ise bu müttefikliği tarihin sınavlarından geçirerek kalıcı hâle getirir.Bakü–Tiflis–Ceyhan’ın bize bıraktığı en büyük ders de budur.Çünkü petrol boru hatlarından enerji akar; fakat o hatların güzergâhını ve milletlerin geleceğini belirleyen, devletlerin stratejik iradesidir.BTC yalnızca Hazar petrolünü Akdeniz’e taşımadı.

İki kardeş devletin ortak çıkarlarını, bağımsızlık iradesini ve jeopolitik geleceğini de birbirine bağladı.

YORUM YAP

Yorum yapabilmek için kuralları kabul etmelisiniz.
Yeni bir yorum göndermek için 60 saniye beklemelisiniz.

Henüz bu içeriğe yorum yapılmamış.
İlk yorum yapan olmak ister misiniz?