
Nepal-Tibet sınırında 26 Ağustos’ta meydana gelen ve yüzlerce kişinin yaşamını yitirmesine, yaklaşık 3 bin kişinin de kaybolmasına yol açan felaket, yüksek dağlarda iklim değişikliğiyle birlikte büyüyen tehlikeyi yeniden gündeme getirdi.
İklim Masası için gelişmeleri değerlendiren Dr.
Bikem Ekberzade, ilk bilimsel değerlendirmelerin felaketin tek bir olaydan değil, birbirini tetikleyen bir dizi süreçten kaynaklandığına işaret ettiğini aktardı.
Uydu görüntüleri ve ilk değerlendirmelere göre Langtang Lirung çevresinde meydana gelen heyelanla birlikte bir buzul veya kaya kütlesinin kopması, büyük bir buz-kaya çığına dönüştü.
Vadi ve nehir sistemine ulaşan malzeme ile suyun ardından taşkınlar ve moloz akışları meydana geldi.
Böylece dağın yüksek kesimlerinde başlayan hareket, aşağıdaki yerleşimleri etkileyen çok daha büyük bir felaket zincirine dönüştü.Nepal-Tibet sınırındaki felakette buz ve kaya kütlelerinin vadiye ulaşmasının ardından taşkın ve moloz akışları birbirini izledi. (AA)DAĞDA BAŞLAYAN FELAKET VADİYE İNDİYüksek dağlarda yaşanan bu tür olaylar bilimsel literatürde “zincirleme tehlikeler” kapsamında değerlendiriliyor.
Bir buzulun ya da kaya kütlesinin kopması başka bir heyelanı, nehir yatağının kapanmasını, ani su birikmesini ve ardından taşkın veya moloz akışını tetikleyebiliyor.
Felaketin büyüklüğünü birbirine bağlanan süreçlerin tamamı belirliyor.
Nepal’deki olayın ardından gözler iki yıl önce Fransız Alpleri’ndeki La Bérarde kasabasını vuran büyük sele çevrildi.
Natural Hazards and Earth System Sciences dergisinde 18 Ağustos’ta yayımlanan yeni araştırma, 2024’teki felaketin yalnızca yüzeydeki suyun oluşturduğu bir taşkın olmayabileceğini ortaya koydu.
Araştırmacılara göre buzulun içinde veya altında depolanan yüz binlerce metreküplük su cepleri, ani biçimde boşalarak selin büyümesine katkıda bulunmuş olabilir.İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ DENGELERİ BOZUYORHimalayalar ve Fransız Alpleri’ndeki hareketlilik, iklim değişikliği altında yüksek dağ sistemlerinin giderek daha kırılgan hale gelmesine yönelik kaygıları da artırıyor.
Buz, kar, kaya, su ve sedimentin aynı coğrafyada birbirleriyle bağlantılı olması, sistemin bir bölümündeki değişimin başka bir tehlikeyi harekete geçirmesine neden olabiliyor.
Bu nedenle yalnızca “sel”, “heyelan” veya “buzul kopması” gibi tekil afetlere hazırlanmak yeterli olmayabiliyor.
Bilim insanlarının üzerinde durduğu temel risk, birinci olayın ikinciyi, ikincinin ise çok daha yıkıcı üçüncü bir olayı tetiklemesi.
İklim değişikliği de yüksek dağlardaki buz ve kar sistemlerini dönüştürerek bu karmaşık süreçlerdeki belirsizliği artırıyor.Kaçkarlar’dan Cilo ve Sat Dağları’na uzanan yüksek bölgelerde buz, kar, kaya ve suyun etkileşimi Türkiye için de zincirleme afet riski oluşturuyor. (Shutterstock)YÜKSEK DAĞLAR DA RİSK ALTINDATürkiye açısından da benzer tehlikeler bulunuyor.
Kaçkarlar, Cilo ve Sat Dağları ile Ağrı Dağı başta olmak üzere yüksek rakımlı bölgelerde buzullar, mevsimsel kar örtüsü, kaya, su ve sediment aynı sistem içerisinde bulunuyor.
Üstelik bu dağların vadilerinde yerleşim alanları, yollar, enerji altyapısı ve farklı insan faaliyetleri de yer alıyor.
Ekberzade, Türkiye’de yüksek dağlardaki risklerin birbirinden bağımsız afetler şeklinde değil, birbirini tetikleyebilecek olaylar zinciri olarak değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekiyor.
Kurumlar arasında koordinasyonun geliştirilmesi, disiplinlerarası bilimsel araştırmaların sürdürülmesi ve elde edilen sonuçların afet politikalarına aktarılması, gelecekteki kayıpların azaltılması açısından kritik önem taşıyor.emre.ozturk@haberglobal.com.tr

