
ABD–İran hattındaki son gelişmeler bölgesel ve küresel ölçekte yakından izleniyor. İran’da haftalardır devam eden protestolar sürerken, sanal medyaya yansıyan bazı görüntüler kamuoyunda ciddi tartışmalara yol açtı.
Görüntülerde, kendilerini protestocu olarak tanımlayan bir grubun türbe ve ziyaretgâh olduğu belirtilen bir yapıya girerek tahribatta bulunduğu ve ardından yapıyı ateşe verdiği görülüyor. Söz konusu görüntüler, protestoların yönü ve arka planına ilişkin soru işaretlerini artırdı.

Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Doç. Dr. Esma Özdaşlı, İran toplumunun protesto geleneğine dikkat çekerek, ülkede geçmişte de benzer toplumsal hareketlerin yaşandığını hatırlattı.
Özdaşlı, “İran halkı protestoya açık bir halk. 1999, 2006 ve 2009 yıllarında farklı başlıklar altında ama temelde ekonomik sorunlardan kaynaklanan protestolar yaşandı. Zamanla bu ekonomik tepkiler rejime karşı bir duruşa dönüştü. Ancak kutsal mekânların hedef alınması, camilere ve dini yapılara saldırılması daha önce çok karşılaştığımız bir durum değildi. Bugün gelinen noktada kutsal olan her şeyin hedef haline geldiğini görüyoruz.” ifadelerini kullandı.
Gazeteci Güngör Yavuzaslan ise İran’ın demografik ve jeopolitik yapısının altını çizerek, ülkenin bölgedeki diğer örneklerle kıyaslanamayacağını vurguladı.
Yavuzaslan, “İran’ın öz kütlesi çok yüksek. Suriye 23 milyon nüfusa sahipken İran yaklaşık 90 milyonluk bir ülke. Jeopolitiği son derece farklı. Ayrıca İran, Anadolu’dan sonra en fazla Türk nüfusunun yaşadığı topraklar. Yaklaşık 38–40 milyon civarında Türk’ün İran’da yaşadığı ifade ediliyor.” dedi.

Yaşanan gelişmeler, protestoların arkasında dış istihbarat servislerinin olası rolü olup olmadığı sorusunu da gündeme getirdi.
CIA veya MOSSAD’ın geçmişte uyguladığı ‘rejim değişikliği’ yöntemleriyle bir benzerlik bulunup bulunmadığı sorusuna yanıt veren Doç. Dr. Esma Özdaşlı, tarihsel bir perspektifin önemine işaret etti.
Özdaşlı, “İran’da Pehlevi yani Şah rejimi döneminde İsrail ve ABD ile ilişkiler oldukça iyiydi. Bugün ABD’nin İran’a yönelttiği temel eleştirilerden biri nükleer faaliyetler. Uranyum zenginleştirme ve nükleer enerji meselesi, iki ülke arasındaki gerilimin ana başlıklarından biri” değerlendirmesinde bulundu.
Kutsal mekânlara yönelik saldırıların toplum içinde seküler–dindar bir çatışmayı körükleyip körüklemediği de tartışılan başlıklar arasında yer aldı.

İlahiyatçı Ümit Özdemir, bu tür eylemlerin toplumu daha da ayrıştırmayı hedefleyebileceğini belirterek, “Seküler-dindar çatışması adı altında halkı kışkırtmaya yönelik bir strateji izleniyor olabilir. Dindar kesimi ve toplumun farklı gruplarını karşı karşıya getirmek, süreci daha da alevlendirmek için istihbarat boyutlu siyasi hamleler devreye sokulmuş olabilir. Mossad ya da benzeri yapıların bu yönde bir rolü olabileceği kanaatini taşıyoruz” dedi.
İran’da protestolar sürerken, yaşanan bu gelişmeler hem ülke içindeki toplumsal fay hatlarını hem de ABD–İran geriliminin bölgesel yansımalarını yeniden gündeme taşıyor.
