
Kuraklık, aşırı sıcaklar ve sert hava olayları artık yalnızca tarladaki üretimi değil, doğrudan mutfaktaki hesabı da vuruyor.
Yeni araştırmalar, iklim krizinin tarımsal üretimi baskılayarak gıda fiyatlarını kalıcı biçimde yukarı taşıdığını ve küresel gıda emtia fiyatlarında yeni artışların kapıda olduğunu ortaya koyuyor.
Domateste yüzde 40’a, sebzede yüzde 80’e, kakaoda ise yüzde 280’e ulaşan fiyat artışları, iklim kaynaklı gıda krizinin boyutunu gözler önüne seriyor.
Uzmanlara göre aşırı hava olaylarının sıklaşması, önümüzdeki dönemde sofradaki temel ürünleri daha da pahalı hale getirebilir.DOMATES YÜZDE 40 ARTTIZero Carbon Analytics tarafından yayımlanan yeni çalışma, aşırı hava olaylarının gıda fiyatları üzerindeki etkisini mercek altına aldı.
Araştırmada 2024-2026 döneminde yaşanan 12 yeni fiyat şoku incelendi.
Önceki vakalarla birlikte değerlendirilen toplam 28 örnek, iklim kaynaklı üretim kayıplarının artık doğrudan market raflarına yansıdığını gösterdi.
Buna göre 2026 yazında Fransa’yı etkileyen sıcak hava dalgasının ardından mısır, kabak, domates ve yeşil fasulye fiyatlarında yüzde 16 ile yüzde 32 arasında artış yaşandı.
ABD’de 2026 Ocak ayında etkili olan sert soğukların ardından domates fiyatları yüzde 40 yükseldi.KAKAODA YÜZDE 280’LİK ŞOKEn sert artışlardan biri kakaoda görüldü.
Fildişi Sahili ve Gana’da 2024 Şubat ayında yaşanan sıcak hava dalgasının ardından kakao fiyatları yüzde 280 arttı.
Brezilya’da 2023 kuraklığı sonrasında Arabica kahve fiyatları yüzde 55 yükseldi.
Etiyopya’da kuraklığın ardından genel gıda fiyatlarında yüzde 40 artış kaydedilirken, ABD’de 2022’deki kuraklık sonrası sebze fiyatlarındaki yükseliş yüzde 80’i buldu.49 MİLYON KİŞİLİK RİSKUzmanlara göre asıl tehlike ise fiyat artışının ötesinde.
Dünya Gıda Programı’nın tahminlerine göre El Nino’nun etkileri özellikle Orta Amerika ve Güney Afrika’da gıda krizini ağırlaştırabilir.
2027 sonuna kadar en az 49 milyon kişinin daha akut gıda güvensizliği riskiyle karşı karşıya kalabileceği öngörülüyor.YENİ ZAM DALGASI Goldman Sachs uzmanlarının hesaplamalarına göre küresel gıda emtia fiyatları yüzde 15,8’e kadar yükselebilir.
Bu etkinin 2028 sonuna kadar hane bütçeleri üzerinde baskı yaratabileceği belirtiliyor.
Bu senaryonun gerçekleşmesi halinde iklim kaynaklı üretim kayıpları yalnızca gelişmekte olan ülkeleri değil, dünyanın büyük ekonomilerindeki tüketicileri de doğrudan etkileyecek.TARIMDA BÜYÜK KAYIPUzun vadeli veriler de tablonun geçici olmadığını gösteriyor.
Yapılan hesaplamalara göre iklim değişikliği, 1961’den bu yana küresel tarımsal verimlilik artışını yüzde 21 azalttı.
Latin Amerika ve Afrika gibi sıcak bölgelerde kaybın yüzde 26 ile yüzde 34 arasında olduğu tahmin ediliyor.3 PUAN EKLEYEBİLİRBarcelona Supercomputing Center Araştırmacısı Dr.
Maximilian Kotz’un Avrupa Merkez Bankası ile yürüttüğü çalışmaya göre iklim değişikliği, 2035 yılına kadar yıllık gıda enflasyonuna 3,2 puan, genel enflasyona ise 1,2 puan ekleyebilir.
Bu tablo, iklim krizinin artık yalnızca çevre sorunu olmadığını; doğrudan hayat pahalılığı, enflasyon ve alım gücü meselesine dönüştüğünü ortaya koyuyor.
Zero Carbon Analytics analizinin başyazarı Dr.
Joanne Bentley-McKune da iklim kaynaklı fiyat baskısının geçici olmadığına dikkat çekiyor.
Bentley-McKune’a göre aşırı hava olaylarının üretimde yarattığı kayıplar ile fosil yakıt bağımlılığı birleştiğinde dünya genelinde kalıcı bir “iklim enflasyonu” riski ortaya çıkıyor.Buzullar yok oluyor!
Alpler’den Ağrı’ya büyük erimeDünyaFİYAT BASKISI ARTACAKSu Politikaları Derneği Başkanı Dursun Yıldız ise iklim krizinin gıda fiyatları üzerindeki etkisinin önümüzdeki yıllarda daha da belirginleşeceğine dikkat çekiyor.
Yıldız’a göre kuraklık ve yağış rejimindeki bozulma yalnızca tarımsal üretimi azaltmıyor; sulama maliyetlerini artırıyor, ürün desenini değiştiriyor ve gıda arzını daha kırılgan hale getiriyor.
Tarımsal üretimde suyun en kritik girdilerden biri olduğunu vurgulayan Yıldız, su kaynaklarındaki azalmanın özellikle tahıl, sebze ve meyve üretiminde fiyat baskısını artırabileceğini belirtiyor.
Yıldız, iklim değişikliğinin artık yalnızca çevresel bir sorun olarak değil, doğrudan gıda güvenliği ve hayat pahalılığı başlığı altında değerlendirilmesi gerektiğini ifade ediyor.

